Zilan, güneşine hala küs akıyor…
Şiir insanı Kek Necmettin Salaz’la birlikte gitmiştim Zilan’a, kırımından bilmem kaç yıl sonra, Hemoyîlerin kalbi Murşît köyüne, baharın cıvıl cıvıl olduğu bir günde, her şeyden, herkesten habersiz. Bu ilk gidişimdi Zilan’a, süngünün ucunda son nefesini veren çocukların, gencecik kadınların, bıyıkları henüz terlemiş gençlerin, bir adım daha atmaya mecalı kalmamış bilge yaşlıların can olduğu vadiye, insan çığlığının sindiği topraklara, güneşe hala küs, rüzgara hala öfkeli akan suya, ağıdı hala bitmemiş, feryadı hala dinmemiş gülistanımın kalbine…
*
Kuş sesi, börtü böcek cıvıltısı karışıyordu Kek Necmettin’in sesine, Zilan şiirine gebe ilk dizelerine, “Oy Zilan, ooo oy Zilan, oy kanlı Zilan…” diye devam edip giden. Tendürekleri aşıp gelen su gibi berrak, Zilan gibi dingin akıyordu dudaklarından şiir, vadi boyunca yankılanıyormuş gibi gelmişti bana. Gür, inatçı, yere göğe meydan okuyan sesi, bir tarafını gölgesinde büyüdüğü Erek’in, bir tarafını Artos’un milmilane olduğu Axiwor’un, bir tarafını gülistanımın gizli cenneti Nemrut’un, bir tarafını da eşsiz Süphan dağının tuttuğu, kalubeladan bu yana göz kulak olduğu muhteşem Van denizine, güneş ülkesinin efsane tanrısı Haldi’nin büyük denizine doğru akıp gitmişti sanki...
*
Kek Necmettin’in deyimiyle, “Büyüyünce nehir olacak dere…” Zilan, hiç büyümedi, hep kendisi gibi vadi tabanında sessizce akmaya devam eden küçücük bir dere olarak kaldı, çoluk çocuk, kadın erkek, gençe yaşlı binlerce insanın katledildiği, topraklarına can olmaya yeminli Kürtlerin kıyımdan geçirildiği gündeki gibi hep Tendüreklerden kendi denizine, hep asi dağlardan bizim denizimize doğru sabırla aktı, aktı ve aktı. Bazen Hesenanlı Kör Hüseyin Paşa gibi aktı, bazen Ağrı kartalı İnsan Nuri Paşa gibi aktı, bazen de son nefesini Süleymaniye’ye saklayan Kek Necmettin’in şiiri gibi aktı. Öyle tabi, her mevsim aktı Zilan, cıvıl cıvıl olan baharlarında bile aktı, güneşine küs ve kanlı…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.